ÖYKÜLER

Değerli yol arkadaşlarım,
size verdiğimiz kelimelerden ürettiğiniz öykülerinizi, lutfen aşağıdaki yorum kutusuna ekleyiniz...
İşbirliğiniz için şimdiden teşekkürler..

5 yorum:

“Allah’ım çıldırmak üzereyim.” diye söylendi Dijital Çağın süper aleti bilgisayarın başına otururken. “Dünyanın gözbebeği İstanbul’un, göbeği Şişli’ den kalk dağın başı Ardahan, onunda ötesi Eytepe ilköğretim okuluna git, reva mı bu?” diye söylenmeye devam etti. Evet mecburi hizmetten kaytarmak için yapabileceği bir şey kalmayınca yolun sonuna gelmiş, bu yıl artık bir bahane bulamamıştı. Tercihlerine puanı yetmediği için bu okula atanmıştı. Nereden bilebilirdi bu atamanın tüm hayatımı değiştireceğini, önyargılarının birer birer atom çekirdeği olacağını. Evet bu atama, taşra, ekip ruhu, fırsat eşitliği ve Eğitim Lideri konusunda kafasında yer alan tüm paradigmaları birer birer yıkacak ve yerine kendi istediği yeni paradigmalar yerleştirecekti. Nasıl mı? Hiç umudu yoktu ama internetten okulun ismini arama satırına yazıp enter tuşuna bastığı an işte hayatındaki o büyük değişim başladı. Gözlerine inanamadı. Eyte İlköğretim okulu ile ilintili bir çok başlık vardı. “Benim Eytepe değildir, ama” diyerek bir tanesine tıkladı. Bir blog sayfası açıldı. Okulun elliye yakın üyesi olan bir blog sayfası vardı. Üyeler öğretmen ve öğrencilerdi genelde, birkaç da mezun vardı. Okulu ve beldeyi tanıtan video ve resimler vardı blogta. Belde kavramını da blog aracılığı ile öğrenecekti. Blogta gezdikçe gözlerine inanamadı. Okul Müdürü, öğretmenler ve öğrenciler blok üzerinden bir çok paylaşım yapıyorlardı. Öyle ya onun bildiği gezdiği bloklar geyik bloklarıydı. O sosyal medya deyince paylaşımdan ziyade ruhsuz teknoloji kurbanlarından biriydi. Gezmeye devam ettikçe blokta okulun bir de Wiki sayfası olduğunu gördü. Artık beklentileri değişmişti. Sabırsızlandı Wiki ilintisi açılırken. Açıldıkça sayfa, utanmaya başladı. Okul idaresi ve öğretmenler öğrencilerle bambaşka bir dünya kurmuşlardı kendilerine. Wiki ve blog tamamen eğitim ve öğretim amaçlı paylaşımlardan oluşuyordu. Öğrencilerin paylaşımlarını okudukça üniversitedeki formasyon hocasının defalarca tekrar ettiği sözleri geldi hatırına. Bloom diye bir adamın ortaya attığı bilgi ile başlayan değerlendirme ile biten bir şeylerden bahsettiğini anımsadı. Çünkü öğrenci ve öğretmenlerin paylaşımları değerlendirme basamağıydı galiba. Google da Bloom diye yazdı, evet Bloom Taksonomisi, şimdi iyice hatırladı. Tam öğrenme. İstanbul’da hiç aklına dahi gelmeyen bu kavramlar neden birden aklına gelmişti. Neden 21. Yüzyılda Avrupa Başkenti seçilen İstanbul’daki okulunun öğrencileri ile böyle bir sosyal paylaşımı yoktu. İstanbul’daki okulunun öğrencilerinden ne kadar kopuk olduğunu düşündü bir an. Çünkü onlarla ne sosyal medyada ne de sosyal hayatta ilişki kurmayı hiç denememişti. Birileri de bunun için ön ayak olmamıştı. Hatta bir gün, daha sonraları okul yöneticilerinin vurdum duymazlığından bıkarak okuldan ayrılan rehber öğretmenimiz,” Okul zorbalığını önlemek ve bu konuda geliştirici tedbirler almak için bir wiki sayfası açalım” demişti de öğretmenler kurulu toplantısında, Müdür Beyde “Wikingleri nereden bulacağız şimdi hocanım” demişti. Evet aşık olduğu İstanbul’da durum böyle iken dağın başında Eytepe’de durum nasıldı. İnternetten edindiği ön bilgilere daha sonra okulun göç nedeni ile öğrenci sayısının düşmesi sonucu ile kapanmasına kadar geçen 8 yıllık sürede bilfiil edinerek eklediği tecrübeleri ile de gördü ki, teknolojiyi pozitif kullanan ve öğretmen ve öğrencinin kullanması için her türlü imkanı ve desteği sağlayan bir Eğitim Lideri, ona inanan ve güvenen bir kadro ve paydos zili çalınca okulun BT sınıfında kuyruk bekleyen, bir an önce bilgisayarın başına geçip “Bilgi şu an bilmediğindir” bilinci ile yeni bir şeyler öğrenmek için can atan talebeler. Evet 8 yıl öncesine kadar geyik muhabbeti ve fast food ödev makinesi olarak kullandığı teknolojiyi eğitim materyali olarak kullanmayı öğrenerek ve ağlayarak geldiği dağın başından ağlayarak döndü geri canım İstanbul’a. Hem de okul zorbalığının en büyük düşmanı olarak. Hem de Öğretmen Forumu Lideri olarak…

TEVELİFO
Güneş ilk günkü gibi aydınlık, ay bütün görkemiyle parlak, yıldızlar göz alıcı ve davetkardı. Orman her tonu ile yeşil , her rengi ile çiçekler alımlı, sular yataklarında yeşil, mavi, turkuaz ve berraktı. Canlılar elbette daha çok, yine bir arada, sevgi ve saygı, aşk ve nefret, hüzün ve sevinç, muhabbet ve yalnızlık daim idi. Hayvanlar ilk ne idilerse yine o idiler Tevelifo’da.
Tevelifo dünyanın ilk ve tek köyü idi. Aslan yine kral, tilki yine kurnaz, kanatlılar kaygısız, sürüngeler saklı, karıncalar elbette çalışkan, balıklar kaygan ve hızlı, filler güçlü ve ağır, zürafa uzun ve benekli… Anlaşılacağı gibi her şey yerli yerinde idi. Zaman ise bilinmeyen, ancak 21. Yüzyılın olmadığının kesin olduğu bir zamandı. Herkesin işinde, işin yolunda, yolun doğru, doğrunun bilindiği, bilmenin tek olduğu tartışılmazdı. Aslan Kral liderliğinde Tevelifo asude bir hayat sürüyordu . Sıfır sorunlu benelüks ülkesi idi Tevelifo.
Aslan Kral her zamanki gibi öğlen yemeğin de karnını doyurmakla meşgulmüş. Yemekten sonra bir an köyünü düşünmüş ve gururlanmış doğrusu. Böyle asude bir köy meydana getirdiği için kendisi ve halkıyla gurur duymuş. Yemek ve rehavet Aslanı uykunun kolların yuvarlayıvermiş.
Yemeğin üzerine uyumasından mıdır? Bilinmez ama kötü rüyalar görmeye başlamış. Rüyasında; Tevellifo da hiç bilmediği bir zamanda imiş. 21. Yüzyıl dedikleri karmakarışık bir zamanda buluvermiş kendini. Mutlu ülkesinde; koyunlar ve kuzular, o mülayim sakin mutlu kesimin sürekli tartıştığı, kuzuların anne ve babalarını büyüklerini dostlarını hiç mi hiç kaale almadığını görmüş. Başkoyun Başer sözünü dinletemez olmuş, öğretmen Koyun Eğiter bağırıp çağırmaktan bitap düşmüş, anne ve baba koyun ve koçlar çaresizlik içinde idiler. Kuzular artık birbirleri ile meleşmiyor sarılıp koklaşmıyor , anlamadığı biçimde artık devir teknoloji devri, dijital çağdayız arkadaş, dediklerini duyuyordu. Ne olup bittiğine bir anlam verememişti Aslan Kral.
Koca kulaklarını iyice dikti, gözlerini kocaman açtı yine anlamlandıramadı. Tahtından inerek köyü gezmeye başladı. Kuzu Teknis köyün diğer ucunda ki Kuzu Teknosla kutu gibi bir şeyle konuşuyordu. Teknis yeni bir sosyal medya keşfettiğini kuzu tüylerinin nasıl daha canlı görünebileceği üzerine bilgilerin paylaşıdığını söylediğini işitti. Köyün en işlek caddesinde içinde bir sürü ışıklı, siyah beyaz, önü aydınlık şeylerin önünde oturan hemen hemen hiç konuşmayan kuzuların bir dükkan gördü. Yaklaştığında önlerinde tıkır tıkır ses çıkaran birşeye sürekli dokunduklarını çat diye bir sesle gönderdim. Dediklerini, kafalarında takılı dairesel şeye benim blogum bu dediklerini karşıdaki karede Tevellifo’nun en güzel otlaklarını, kendi resimlerini, Tevelifo evlerini,ve bir sürü güzel resimleri gördü. Kendisinin anlamadığı her şey oradaydı. Oradan ayrılıp okula gittiğinde Kuzus’un Kuzos tarafından ot çantasından otlarını zorla aldığını, yarın daha çok ot getirmesini yoksa kendisinin yünlerini kırkarak satacağını, ayrıca altına ıslattığını okulun tümüne anlatacağını söylediğini kuzus’un boynu bükük hıçkırıklarla kaçtığını gördü.

Nail ÜZEN

Aslan Kral Can havliyle uyanmış ve kan ter içinde uyanmıştı. Kükreyerek ve kabararak hemen bilge Kurtos’ u huzuruna çağırmış ve rüyasını anlatmıştı. Bunun ne anlama geldiğini ve hemen açıklamasını istemiş. Kurtos bir süre düşündükten sonra yüce Kral Aslanım demiş ve devam etmiş; “ Sizki Tevelifo’nun merhametli , adaletli, hoşgörülü kralısınız, liderisiniz. Gördükleriniz sizi endişelendirmesin. Öyle bir zaman gelecek ki gelecek nesiller birbirlerini köyün en uzak yerinden de olsa görecek ve konuşabilecekler, gördüğünüz kutu gibi şeyler LAFLİK lerdir. Dijital çağda bunlar olacaktır.Köyün en işlek yerindeki şeyler ise KAFİNTlerdir insanlar orada bilgiye ulaşacak , sosyal medyada Tevelifo’ya gerekli ve yeni bilgilere ulaşacaklar, Tevelifo hakkında bloglar açıp köyünüzü herkese anlatacaklar, yüce Kralı ve asude köyü herkes bilecek.
Gördüğünüz kuzunun diğer kuzuya yaptığı okul zorbalığını engellemek bizim elimizde. Kuzularımıza Bloom Taksonomisinin tepesine kadar çıkabilmeyi öğretirsek 21. Yüzyıl Tevellifo’ suda asude olarak sonsuza dek kalacaktır.” Demiş.

sevgi ve saygılarımla
Nail ÜZEN(Çok Zorladım Galiba)

Bir gün internette bir yazı okudum.Bıll Gates diye bir adamın internet sayesinde dünyanın en zenginleri arasına girdiğini öğrendim.Bu dijital çağda bu gelişmeri görüp bunu fırsata geçirmiş bir adam.Lider vasıflı olsa gerek.Liderler bu tür gelişmeleri görür.Bu gelişmelere farlı bir paradigma ile bakmış.Bende oturdum kendi paradigmam ile bıll Gates’e rakip olayım dedim.Kendi internet dünyamı oluşturayım.Yeni bir teknoloji ile yeni wiki sayfaları,yeni Blogger sayfaları,yeni web sayfaları,yeni paylaşım sayfaları oluşturdum.Bir baktım ki 21 yüz yılın Bıll Gates’i olmuşum.Paradigmamı değiştirerek bu zenginliğe ulaştım.Sizde paradigmanızı değiştirin Bloomun Taksinometrisinin en üstüne çıkın.Hadi hemen paradigmalarınızı değiştirin işe başlayın….Davut DAŞ-Gaziantep

Her eğitim yöneticisi lider özelliği de taşımalıdır. Blok oluşturma, Web 2.0,wiki gibi sistemler ve Bloom'un taksonomisi günümüz koşullarında uygulanabilir ve yeterli görülmekte ise de, 21. Yüzyılın dijital çağ olacağı ve bilginin çok kolay eskidiği düşünüldüğünde yöneticilerin günün koşullarına uygun paradigma geliştirme ve değişen teknolojiye uyum sağlama konularında yeterli birikime sahip olmaları zorunluluk taşımaktadır. Bu yeterli midir? Bu soruya verilecek cevap, hayırdır. Yöneticiler sadece teknolojik ve eğitim bilimleri alanında değil, teknolojinin ve kolay iletişimin getireceği okul zorbalığına karşı neler yapılabileceği konusunda da şimdiden araştırma yapmalı ve hazır hale gelmelidir. Güncay KALAY

Yorum Gönder

Twitter Delicious Facebook Digg Stumbleupon Favorites More