4 Eylül 2011 Pazar

Merhaba,



Teknoloji ve Liderlik Forumu Mesajını Okumak İçin Tıklayınız....


MEB – Teknoloji ve Liderlik Forumu Kursu  Web Günlüğü Topluluğuna Hoşgeldiniz.. Eğitim süresince bu topluluk, katılımcılarımız için kurs öncesinde ve devamında gerçekleştirilecek etkinliklerle ilgili, fikirlerini ve duygularını birbirleriyle paylaşacakları bir alan sunmaktadır. Her günün sonunda sizden günlüklerinizi eklemeniz ve kurs hakkında ilginizi çeken her hangi bir konuya cevap vermeniz istenecektir. Bu alanda çalışırken kurumunuzdaki işbirliği ve öğrenme potansiyelini düşünün…  Lütfen ilk etkinlik olarak yaşadığınız  yada  tanık olduğunuz bir başarı öykünüzü bu yazıya yorum olarak ekleyiniz…  Tekrar hoş geldiniz..


MEB- TEKNOLOJİ VE LİDERLİK FORUMU

Adnan YAZGI-Pervin GÖZENOĞLU 
Bilgi için: Adnan YAZGI / 0535 453 7596

10 yorum:

Her gün çevremizde onlarca engelli ile karşılaşıyoruz. Ancak bizimle doğrudan bir bağları olmadığı için (benim açımdan)onlardan birini görünce sadece onlar için dua ve başarı dilekleri içimizden geçer ve bir dahaki karşılaşmaya kadar genellikle unuturuz. Ancak 2010-2011 öğretim yılı bu hususta benim için bir dönüm noktası oldu. Ben bir teknik öğretmen olmam vesilesi ile yakın bir zamana kadar Meslek Lisesinde görev yaptığım için hiç kaynaştırma öğrencim (engelli öğrencim) olmamıştı. Ancak geçen yıl yöneticilik yaptığım Lüleburgaz Lisesine ( Anadolu Lisesi )iki kolu da omzundan olmayan Armağan isminde dünya tatlısı bir öğrenci geldi. Çok iyi bir SBS puanı ile okulumuza kayıta geldiğinde kayıt komisyonunda görev yapan öğretmen arkadaşlar şaşkınlıklarını gizleyememişler. Ama bu durumlara alışık olan Armağan umruna bile takmamış. Kayıt olduğuna dair e-okul üzerinden alınan belgeyi imzalatmaya odama geldiklerinde öğretmenlerin yaşadığı şaşkınlığı ben de yaşadım. Okulların açılmasına kadar geçen sürede okul ailesi içinde Armağan'ı konuşmadığımız bir gün bile olmadı. Nasıl yazıyor, cevap kağıtlarını nasıl işaretliyor, çantasını, kitaplarını, defterlerini vs. nasıl taşıyor ve kullanıyor soruları hepimizin kafasını kurcalıyordu.(Devamı sonraki yorumda )

Çok farklı yorum ve tahminler yapılıyordu. Ailesine nasıl bu durumu soracağımıza karar veremediğimizden ve onlarında bize bu konuda açıklama yapmamalarından dolayı bir gün geldiği ilköğretim okulunu aradık ve durumu sorduk. Armağan ve İlyas'ın hikayesini öğrendik. Armağan'ın eli kolu olan İlyas'ı ve Armağan'ın sol ayağını eli gibi kullandığını. İlyas Armağan'ın uzunca bir süredir okulda can yoldaşı herşeyi. Armağan'ın okuldaki can yoldaşı, sokakta arkadaşı, hayatta en iyi dostu. Armağan'ın annesi ve babası her gün okula çantasını getiriyorlar, akşam çıkışta alıyorlar. Ama çanta sınıfa nöbetçi öğrenciler aracılığı ile gidiyor ve geliyor. 8 yıl bu böyle devam ediyor ve Armağan bir Anadolu Lisesi kazanıyor. ( Hem de bizim okulumuzu ) Bir gün annesi ve babası okula gelerek bizim merak edip dolaylı olarak öğrendiğimiz her şeyi bize anlattılar ve Armağan için ayakları kısa normal bir öğrenci masası istediler. Farklı bir masa olmasını istemiyorlardı. Biz de bir masanın ayaklarını kestirdik. Annesi bir de İlyas'ın Armağanla aynı sınıfta olmasının mümkün olup olmadığını sordu. Can yoldaşı da bizim okulu kazanmış ve kayıt yaptırmıştı. Ama ilköğretim okulu bu bilgiyi bize vermemişi. Ve Armağan'lı günlerimiz başladı. Okulumuzda Engelliler Haftası öncesi ve sonrası ile çok faal ve bilinçli bir havada geçtiğinden öğrencilerimizde bu konuda oluşmuş bir bilinç vardı, bu bilinç Armağan'ın hayatımıza girmesi ile bir yaşam biçimi oldu... Dua ve dilekten öte bir yaşam biçimi. Ancak bir gün öğretmenin sorduğu bir matematik sorusunu sadece Armağan'ın doğru çözmesi ile hayatımızda büyük bir değişiklik oldu. Öğretmen arkadaşın o heyecanla Armağan'a soruyu tahtada çözmesini söylemesi ile sınıfta büyük bir sessizlik olmuş. O sessizlik uzunca bir süre sonra ( Hızır ) İlyas'ın tahtaya kalkarak sen söyle ben yazayım demesi ile bozulmuş. Armağan söylemiş, İlyas yazmış, çılgınca bir alkış sınıfta herkes çok mutlu.(Devamı sonraki yorumda )

En mutlu da öğretmen arkadaş. ( İyi niyetin kurbanı olmak böyle bir şey herhalde ) Ertesi gün annesi çantasız olrak okula geldi. Her sabah bahçe girişinde öğrencileri karşılamaya ve merhabalaşmaya çalışırım. Hergün çantalı alıştığım anneyi bu gün çantasız görünce şaşırdım. Annesi benden önce davranıp nedenini anlattı. Armağan ilk defa tahtaya kaldırılmış ve bu eksikliği ilk defa hissetmişti. Ayrıca artık büyüyor ve bağımlılıklarından da kurtulmak istiyordu. Bir daha tahtaya kalkması gerekirse, tahtada bir soruyu çözmesi gerekirse, bir şeyi arkadaşlarına göstermesi gerekirse hep birilerine tarif mi etmesi gerekecekti? Artık yeterdi. Kendi deyimi ile artık birilerine yük olmak istemiyordu. Onun için de okula gelmek istemiyordu. Annenin iki gözü iki çeşme... O günden sonra okulda herkes çözüm arıyor, bir şeyler yapmaya çalışıyordu. Armağan Lüleburgaz Lisesi Ailesinin bir parçası idi ve O'nsuz bir parça eksikti.Rehberlik Araştırma Merkezinde ve okullarda görev yapan Rehber öğretmenlerin hemen hemen tamamıyla, ilçemizde görev yapan uzmanlığı psi ile başlayan herkesle görüştüm ama söyledikleri şeyler ve çözüm önerileri annesinin deyişiyle Armağan'ın hep duyduğu şeylerdi. Sanki bütün hayatım ve sorunum bu olmuştu. Evde, işte, çarşıda pazarda hep biryerlerden bir çözüm gelecekmiş gibi hep aklımda bu konu vardı... Bir gün konferans salonumuzda ünite sonlarında aynı sınıf seviyesindeki öğrencilerimize toplu olarak yapılan ünite tekrarı dersini izlemeye gittim. Sınıflar arası kopukluk olmasın diye her ünite sonunda o sınıf düzeyinde derse giren öğretmenler bütün sınıfların yer aldığı konferans salonunda, sırayla, etüt şeklinde ünite tekrarı ve soru çözümü yapmaktadır. Bunun içinde grafik tablet ve projeksiyon kullanırlar. Grafik tabletin kalemi ile soruyu ekrana deftere yazıyormuşcasına yazarlar, bu projeksiyon aracılığı ile büyük bir perdeye yansır. (Devamı sonraki yorumda )

Bu dersi izlerken gözüm kaleme ve grafik tablete takıldı. Armağan'ı da ayağıyla yazarken görmüştüm. Hemen ayağa kalktım ve salondan çıktım. Herzaman çıkmadan önce nezaket gereği izin istemem bilindiğinden öğretmen arkadaş çok şaşırdı ve arkamdan gelerek nedenini sordu. Ben o kadar heyecanlanmıştım ki sonra görüşürüz diyerek oradan uzaklaşıp,elektronik cihazların bulunduğu depoya gittim. Buradan bir tane grafik tablet alark odama geldim ve Armağan' ın annesini aradım. Anne ve baba birlikte geldiler, hızlı bir şekilde grafik tableti ve nasıl kullanılacağını anlattım. Evde bilgisayara bu aleti bağlamalarını ve armağanın tabletin kalemi ile yazma alıştırması yapmasını istedim. Eğer bunu ister ve başarırsa, artık tahtaya kendisinin yazabileceğini söyledim. Anne, baba ve Müdür yardımcıları ile bir kaç öğretmen nasıl diyen bakışlarla bana baktılar. Hep beraber sınıfa gittik. Armağanın sırasına aleti kurdum. Kabloyu alalade öğretmen masasındaki laptopa bağladım ve projeksiyonu açtım. Sınıflarımızdaki tahtalar mat yazı tahtalarıdır. Tabletin görüntüdü tahtaya yansıyınca bilinçsiz olarak kalemle tablete ARMAĞAN yazdım. Şimdi anlamışlardı ve olumlu görüşler çoğunluktaydı. Tableti alıp eve gittiler. O gün ve sonraki 2 gece geçmedi. Cuma günü sabah yine bahçede öğrencileri karşılarken benim de hayatımda dönüm noktalarından biri olan o an geldi. Anne ve sırtında çanta. Gözlerinin içi gülüyordu ki biz bu gözleri son zamanlarda hep yaşlı gördük... Armağan artık tahtaya kalkamasa da tahtaya yazabiliyor. Halbüsa karikatür çiziyor. Resim yapıyor. Yine bizimle, Lüleburgaz Lisesi Ailesi ile. Artık çevremizde bir engelli gördüğümüzde sadece dua ve iyi dileklerimizin yeterli olmadığını biliyoruz. Öğrencilerimiz engelli vatandaşlarımızın sorunları konusunda o kadar çok ve mantıklı çözüm önerileri ile geliyorlarki... Bu yıl üç engelliye tekerlekli sandalye aldılar. Yaşayarak öğrendiler, öğrendik... Çözdük...

Merhaba,
Kuşkusuz 'başarı=baş+ arı' güç koşulların içinden çıkıp kendi geleceğini biçimlendiren, kendi yaşam yolunu arı gibi çalışarak açan insanlarındır. Ben de şimdi burada sizlere lise son sınıfta dershanede aynı sınıfta birlikte okuma şerefine ulaştığım, yükseköğrenimim sırasında da aynı üniversite ve üniversitenin kendi kampüs yurdunda arkadaşlığımızı devam ettirdiğimiz kısacası tanık olduğum böyle bir başarıdan söz etmek istiyorum.
Bülent, köyde büyüyen bir çocuk. Malatya ilinin bir ilçesine bağlı köyde çiftçilik yapan 4 çocuklu ailenin en büyüğü. Babasının inşaat işçisi olarak Antalya iline gitmesiyle birlikte İlk, orta ve lise öğrenimini bu ilde tamamlar. Babasının çalıştığı inşaat şirketi, çalışkan ve başarılı olan küçük Bülent’e öğrenimi için burs verir. Küçük Bülent burs aldığı bu şirkette tatil zamanlarında çalışarak aile ekonomisine katkıda da bulunur. Lise yıllarında daha birinci sınıftan itibaren İl Merkezindeki dershanelerin seviye tespit sınavında ücretsiz öğrenim kazanır. Öğrenim gördüğü süper liseyi birincilikle bitirir. Aynı yıl girmiş olduğu ÖSS ve ÖYS adlı Üniversite Giriş Sınavları sonunda ilk tercihi olan ODTÜ Mühendislik Fakültesi İnşaat Mühendisliği bölümünü kazanır. Üniversiteyi bir yılı hazırlık olmak üzere 5 yılda bölüm üçüncüsü olarak bitirir. Master ve doktora öğrenimini ABD'deki Minesota Üniversitesinde tamamlar. Halen bu ülkede çalışmaktadır...
Aramızdan çıkan bir köy çocuğu,önündeki bütün engelleri çalışkanlığıyla aşarak bu başarıya erişmiştir. Kanımca başarıyı, koşulların çok iyi olmasını bekleyen ve başarısızlığına kendi dışındaki koşullara bağlı
mazeretler arayanlar değil hedefini belirleyen, hedefine odaklanan, hedefe giden yol haritasını çizen, bu yolda azimle sebatla yürüyenler kısacası kendine hiçbir mazeret tanımayanlar kazanır...

Bardağın Dolu Tarafını Görebilmek....
Arkadaşlar size teftiş ettiğim bir sınıftaki başımdan geçen bir olayı anlatmak istiyorum.
Rehberlik için gittiğim bir A Okulunda girdiğim sınıflardan birinin öğretmenini selamladım,hal ve hatırlarını sordum.Öğretmenin plan,programı, sınıf düzeni,öğrenci davranışları,sınıf yönetimi adına bir şey yok.Hatta öğretmen sınıf defterini bile dolduramamış.Sınıf öğretmeni benden bu müfettiş bana ne yapacak acaba diye beklerken;ben öğretmenle güzelce konuşuyorum.Yapması gereken işleri neden öyle yapması gerektiğini,planın programın neden gerekli olduğunu gibi bir çok şeyi ayrıntılı bir şekilde anlatıyorum.Yaptığı olumlu şeyleri takdir ederek okuldan ayrılıyorum.O Okula tekrar teftiş için geldiğimde özellikle O öğretmenin sınıfına giriyorum o da ne rehberlik yaptığım sınıf bu sınıf olamaz diyorum.Sınıf mükembel olmuş.Sınıfta bir çok şey değişmiş.Hocam diyorum bunu nasıl sağladınız.Öğretmen bunu ben sağlamadım hocam.Bu sınıfı siz yarattınız diyor.Eğer rehbrliğe geldiğinizde beni azarlasaydınız veya eksikliklerimi ön plana çıkarsaydınız inanın bu sınıfta bir değişme olmazdı.O gün ben sizden çok utandım.Yapmam gerekenlerin hiç birini yapmamıştım.Siz onlara takılıp kalmadınız yapılanları gördünüz.Beni motive ettiniz,yapabileceğimi söylediniz,başabileceğimi söylediniz…Size teşekkür ediyorum dedi ve bizde okuldan bir insanı kazanmanın ve hatta bir sınıfın kurtuluşuna vesile olduğumuz için huzurlu bir şekilde ayrıldık….

merhaba,
1998-2001 yılları arasında bir süre Müdür yardımcısı ve vekaleten müdürlük görevini bir arada yürüttüğüm mardin-mazıdağı endüstri meslek lisesinde bir anımı paylaşmak istiyorum. O dönemde meslek liseleri öğrenci bulmakta zorlanmaktaydı. Akademik açıdan başarılı bir tane bile öğrenci bulmak imkansızdı. Hatta öğrenci bile bulamıyorduk. Neredeyse kayıt yaptıracak öğrenciye kampanya düzenleyip hediyeler verelim diye sohbet konularında esprilere malzeme olmaktaydı bu konu. Bu durumda sınıf oluşturmakta gerekli asgari 10 öğrenci bulalımda var olan bölümlerimizin 9. sınıfları kapalı kalmasın diye akla karayı seçiyorduk. Hal böyle iken kısmette ne varsa kaydediyorduk.Bilinen rehberlik yöntemlerinin okul tanımında geçerliliği elbette kalmamıştı. Bu kayıtlarda Aziz isimli yaşça biraz geçikmiş bir öğrencimizi metalişleri bölümüne yerleştirmiştik.Benim de İlk yöneticilik görevimdi. Kendimce mevzuata bilgimi arttıracak kişisel çalışmalar yapıyordum.Bu okumalar esnasında öğrencilere disiplim kurulu tarafında verilen başarı belgelerinden teşekkürname ve takdirname dışında sosyal, kültürel ve sportif faaliyetlerde başarılı olmuş ya da hiç devcamsızlık yapmamış öğrencilere onur belgesi verilebileceği şeklinde bir yasal düzenleme olduğunu gördüm. Okulda bu düzenleme çerçevesinde onur belgesi verme uygulaması yaptık . 2 dönem geçmişti. Bir gün okula hiç bir çalışan gelmeden sabah erkenden saat 07:00 de okula gitmiştim. Hazırlıklar yaparken odama nefes nefese kalmış, üstü başı bembeyaz üzerinde beyaz iş önlüğü ile Aziz bitivermişti. Aziz okumanın yanında ekmek fırınında çalışan, akademik açıdan başarısız denebilecek seviyede, uyumlu, iyi vatandaş olabilecek niteliklere sahip bir öğrencimizdi. Anlaşolacağı gibi akademik açıdan beklentilerin bir hayli altında sayılırdı. Tbi Azizi erken saatte karşımda görünce hemen aklıma olumsuz düşünceler geldi. Ne olduğunu sorunca Çoktan ergenliğin sınırlarına dayanmış kalın ses tonu ile izin almak için geldiğini söyledi. Tabiki endişelerim sürüyordu. İzin almak için bu halde ve alelacele erkenden gelme nenednini öğrenmek istediğim de; Fırında bugün çok ekmek çıkarıldığını, işinin uzayacağını fırında son bir hamur teknesini de fırına vermesi gerektiğini, bu nedenle kendisine 2 saaatlik izin verilmesini istiyordu. Azize bunu gün içinde de gelip konuşabileceğini, ayrıca kendisinin devamsızlığının bulunmadığını, yarım günlük devamsızlığın problem yaratmayacağını söylediğimde aldığım cevap gerçekten etkileyici, sevindirici ve hangi tür ödülün kimi nasıl etkileyebileceğinin kestirilemeyeceği ve herkes için farklı bir önemde olabileceği gerçeği yönünde unutulmaması gereken bir cevaptı. "Öğretmenim dedi Aziz ben ONUR BELGESİ almak istiyorum. Bir tane başarı belgem olsun istiyorum, dönem boyunca sürekli okula devam etmede bu nedenle çok dikkatli davrandım ne olur bana izin verin". Abartılı gelecek ama azize şöyle bir sarıldım. Gönül rahatlığı ile gidebileceğini ve onu tebrik ettiğimi belirttim. Eğitim küçük, basit, önemsiz gibi görünen ödüllerin, ilgilerin, söz ve davranış tarzlarının çocukları önemsemede ne derece dikkatli davranılması ve büyük etkiler yaratabileceğini unutmamamız gerektiğini anlamış oldum.Kimbilir belki de Aziz Onur Belgesini çerçeveletip asmıştır.En azından ben odasının bir köşesinde bunu gördüğümü hayal edebiliyorum. Mutlu ve kendisiyle barışık öğrenciler yetiştirmede kendini gerçekleştirmenin sınırları konusunda da dikkatli düşünüp bireysel farklılıkları unutmadan bir eğitimcilik yapmak dileğiyle selam ve sevgiler.
Nail ÜZEN

merabalar,
ben başarı öykümden bahsetmek istiyorum ,
yaz sonundaki seminer döneminde okulumuzdaki öğretmenlerle yaşadığım bir deneyimi paylaşmak istedim, seminer dönemleri hepimiz biliriz ki biraz brunch tadında geçiyor.. kahvaltı, çay faslı, uzun sohbetler, sıkıştırılmış bir kaç tane iş yapmaktan ibaret sadece, bu beni rahatsız ettiği için seminer dönemini verimli geçirmek için bir plan yapmam gerektiğini hissettim, seminer döneminde tüm öğretmenler birer sunum hazırlayıp bizlere izlettireceklerdi, öğretmenlerden çatlak sesler duymak çok zamanımı almadı, ilk kez böyle bişeyle karşılaşıyoruz vs. ilk sunumu kendimin yapacağını söyledim ve isteyenin bu sürece lkatılmasının beni mutlu edeceğini belirttim, tüm öğretmenler katıldı,sanırım mahalle baskısı:) ve gerçekten çok güzel oldu, hiç beklemediğim sunumlarla karşılaştım ve hepimiz gerçekten yeni şeyler öğrendik..

Öğrenciliğimin ilk yıllarında matematik dersinden oldukça başarısız bir öğrenciydim. Lise 1. sınıfta matematik dersimize gelen ve kendisini ilk defa gördüğüm Matematik öğretmenim sınıfa bir soru yöneltti ve soruyu defterlerimize çözmemizi istedi. Sınıftaki tüm arkadaşlar soruyu çözmeye çalıştık. Öğretmenimiz defterlerimizden soruyu nasıl çözdüğümüzü kontrol etti hiç bir yorum yapmadan dersini işlemeye başladı. Ders çıkışında "Sen gel" diye beni çağırarak, "Sen o soruyu ne kadar güzel çözdün, senden iyi bir matematikçi olur" şeklinde bir ifade kullandı. Bu benim matematiği yapabileceğimle ilgili ilk duyduğum cümleydi. Bu söz bende matematik sevgisi oluşturdu ve matematiği yapabileceğimle ilgili özgüvenimi artırdı. Bu ifadelerden sonra matematik dersindeki başarım oldukça arttı. Üniversite giriş sınavına girerken yaptığım 18 tercihten 17 tanesini matematik bölümü olarak yaptım. Öğretmenlik yıllarımda matematikten korkan ve başarısız olan öğrencilerimize matematikten korkmamalarını, yapabilecekleri bir ders olduğunu söyleyerek matematiği sevdirmeye çalıştım. Rehberlik çalışmaları sırasında da matematik öğretmenlerimizle bu anımı paylaşarak, matematik dersinde başarısız öğrencilere ilk yapılması gerekenin matematiğe karşı olan kaygı ve korkuyu yenmek olduğu konusunda önerilerde bulundum. Güncay KALAY

İşte yatırımcılar iletişim E-posta bilgileri, _ lfdsloans@lemeridianfds.com Veya Whatsapp +1 989-394-3740, işimi başlatmak için 90.000,00 Euro'luk kredi kullanmama yardımcı oldu ve çok minnettarım, burada denemek gerçekten zordu. bekar bir anne gibi bir şey yapmak benim için kolay olmadı ama Le_Meridian'ın yardımı ile işimin güçlenip büyümesini ve genişlemesini seyrettiğimde yüzüme gülümsedi. burada ama gerçekten minnettarlığımı ifade etmeliyim ki maddi yardım isteyen ya da oradaki işle uğraşan veya iş projesini başlatmak isteyen herkes bunu görebilir ve zorluğun üstesinden gelme umuduyla ... Teşekkürler.

Yorum Gönder

Twitter Delicious Facebook Digg Stumbleupon Favorites More